Kazancılar Çarşısı, Adana'nın eski şehrinde, Büyüksaat saat kulesinin gölgesinde uzanır. Adı, çarşının kuruluşundan beri burada çalışan bakır ustalarından, yanikazancılardangelir. Kazan, bakırdan dövülen büyük su veya yemek kabına denir.
Osmanlı'dan bugüne
Çarşının kökleri 16. yüzyıla kadar uzanır. Adana'nın Osmanlı döneminde bir tarım ve ticaret merkezi haline gelmesiyle birlikte, bakır işçiliği—yöre köylerinde ihtiyaç duyulan kazanlar, tencereler, tepsiler için—büyük bir zanaat olarak gelişti.
Sabah erkenden başlayıp akşama kadar süren çekiç sesleri, çarşının ritmini oluşturdu. Bu ses, çevredeki esnafın çalışma temposunu da belirledi: çay ocakları, börekçiler, kebapçılar, hepsi bu ritme ayak uydurdu.
Ailemizin başlangıç noktası
1908'de bu çarşının bir köşesinde, ailemizin ilk kuşağı küçük bir kebap ocağı açtı. Müşteriler önce çarşıdaki ustalardı: ağır işten gelen, doyurucu ve hızlı bir yemek arayan insanlar. Adana kebabının "imza" formunun—220 gr, közde, lavaşla—bu işçi tabağı geleneğinden geldiğini söyleyebiliriz.
Bugünün çarşısı
Bakır işçiliği bugün eskisi gibi yoğun değil; modern üretim çoğu işi devraldı. Ama çarşıda hâlâ birkaç usta dövüyor; çekiç sesi hâlâ duyulabiliyor. Bizim mekânımız, Sarıyakup'taki tarihi bina, bu mirası fiziksel olarak yaşatır—taş duvarlar, ahşap kirişler, kömür ocağının dumanı.
Bir ziyaret tavsiyesi
Adana'ya geldiğinizde, sadece bizde yemek değil, çarşıyı da yürüyerek dolaşın. Bakır işçilerinin tezgâhlarına bakın, varsa bir kazan veya tepsi dövüldüğünü izleyin. Yüzyılların sesi, o çekicin ritminde hâlâ yankılanır.